Bir
belanın bir kötülüğün olduğu yerde bunlardan herkes er ya da geç
etkilenir, zarar görür. Bir patlamadan zarar görmesek de sesi, bir leş
görmesek de kokusu bizi rahatsız eder. Belki bizler bunlardan çok uzak
olabiliriz ama, ya çocuğumuz ya eşimiz ya bir yakınımız ya da bir
komşumuz bundan etkilenir,etkilenebilir.
Maalesef, “Herkes özgürdür” ve “Zevk ve renkler tartışılamaz” ifadelerinin yanlış anlaşıldığı bir zamanda
yaşıyoruz.”Herkes istediğini yapabilir ve herkes her şeyi zevk kabul
edebilir” diye düşünüyoruz. Fakat bu anlayış doğru mudur, bunun karı
nedir zararı nedir düşünmüyoruz.
Evet,
insanda özgürlük ve saygı esastır. Fakat bu her şeyde mi böyledir veya
bundan anlaşılması gereken bu mudur? Bizler özgürlüğü sınırsız,
zevkleri de her şey kabul ediyoruz.
Özgürlük: Sorumsuzca,
boş ve anlamsız işlerle uğraşmak, hayat felsefi yapmak ya da yaratılış
gayesini bunlar üzerine bina etmek değildir.Günahların serbestliği,
edebin ayaklar altına alınması anlamına gelmemelidir.Eğer bu şekil bir
özgürlük, kafamızda varsa buna paralel olarak da zevklerimiz şekil
alacak ve bu doğrultuda bir anlama sahip olacaktır.Zaten ifadeleri
yanlış anladığımızdan veya yanlış anlatıldığından sıkıntılar
çekiyoruz.İşte bu sıkıntılardan örnekler;
1-Falanca biri içki içip, sarhoş sarhoş gezse, bu
halde yaşasa ne deriz.”Aman bana ne canım, istediği kadar içsin,
parasını ben mi veriyorum sanki.” Hatta ve hatta onun içkisini, içkili
yaşantısını yanlış bile kabul etmiyor, özgürlükten sayıyoruz. Peki,
size soruyorum bu kişi, içkili vaziyette çocuğunuza arabasıyla vursa
veya bir trafik kazasına sebebiyet verip de bir ailenin ocağını
söndürse ne olur?
O anki
tepkimiz, düşüncelerimiz “Lanet olsun içkiye, içkiyi içene yavrum
gitti, ocağım battı” diye feryatlar eder, lanetler okuruz. Peki, hani
özgürlüktü,hani herkes istediğini yapabilir, zevk ve renkler
tartışılmazdı, ne oldu birden bire?
Aslında
bu olanlar hep oluyordu. Lakin başkalarının ocağı battığından ve
evlatları öldüğünden rahatlıkla “özgürlük” ve “zevk ve renkler
tartışılmaz”diyorduk.
3-Özgür
medyadan, özgür yayından bahsediliyor. Ailemizin, kültürümüzün ve
geleneklerimizin temeline konmuş bomba yayınları ve yarışmaları
seyrediyoruz. Çocuklarımızın, gençlerimizin; saygı, sevgi, merhamet
duygularını, tarih ve ced bilincini, anaya, babaya hürmet sezilerini;
ahlakı ve erdemi bu yayınlarla yok ediyoruz. Başkalarının çocuklarını
seyrederken de zevkle seyrediyor “Aaaaa ne güzel
yayınlar” diyoruz. RTÜK, kanalı kapattığı zaman da “Kardeşim özgürlük,
zevk meselesi değil mi herkes istediğine baksın” diyoruz. Evet diyoruz
ama, bu ateş kendi ocağımıza düştü mü? “Yandım
yandım,gitti evladım.Anne babalara sesleniyorum ne olur çocuklarınıza
sahip çıkın” demeye başlıyoruz.”Gitti ata,ata oğlum gitti.”diyoruz.Peki
hani özgürlük hani zevk ve renkler meselesi bir anda ne oldu?
“Bir
kötülüğü gördüğünüzde onu ilkin elinizle, gücünüz yetmiyorsa dilinizle,
buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz ediniz.” Hadisi şerifi
konuyu çok iyi özetliyor olsa gerek.Büyük bir ayıp olan ve slogan
haline gelen ”Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”sözündeki yılan, bir gün bizi de ısıracaktır, ta ki elle,dille müdahale ve kalple buğz edinceye kadar…….
Sevgiler saygılar
Bu yazı toplam 125 defa okundu.